19 Aralık 2011 Pazartesi

Çocuklar İçin Öğretiler : Hayaller ve Hayal Kırıklıkları Üzerine


Hayaller İyidir …

''Sorun çaresizlik değil,isteksizlik... İsteksiziz, çünkü çocuklukta bize uygulanan ilk şey, içimizdeki isteği öldürmektir.''  Bernard Shaw 

Çok küçükken, yatağıma uzandığımda havada uçuşan minik tozları yakalamaya çalışır dururdum. İçlerinden bir tanesini yakaladığımda peri olacağımı ve böylece istediğim herşeyin olacağına inanırdım. Ve öylece hayallere dalıp uyuya kalırdım.

Sonra gördüm ki bir şeyi gerçekten çok istersen oluyormuş , galiba beni peri yapacak o tozcuğu yakalamıştım. 
Zaten “Bir şeyin olmasını “gerçekten” istersen , bütün evren bu dileğini gerçekleştirmek için çaba gösterir” demişti Simyacı kitabında Paulo Coelho.

Galiba kalpten istemeyi biliyorum demiştim. Ama bilmediğim ve o günlerde düşünemediğim şey ,  çok istediğimiz bir şeyler olurken bir taraftan hiç aklımıza gelmeyen şeyler de olabileceğiymiş. Her şey toz pembe giderken  birden çok sevdiğin birini  kaybedip bunun acısını içinde derinden hissetmek gibi.. genç yaşta babamı kaybettiğimde anladım. O zaman da hayatın içinde şöyle bir silkelenip , ne isteyeceğini ve nasıl isteyeceğini düşünüyormuşsun.

Acı , tatlı hepsi hayatın bir parçası .. Ama asrımızın sorunu belki de artık hayallere inanmayışımız .. Hayallere inanmıyoruz, kendimize inanmıyoruz, bir şeyleri değiştirebileceğimize inanmıyoruz, birşeylerin değişmesini istemiyoruz, korkuyla yaşıyor , korkuyla yaşatıyoruz.. Çocuklarımız toz bulutlarının onu periye dönüştüreceğine inanmıyor , öyle gerçek bir hayatta yaşıyorlar ki, söylesen güler ve “Anne/Baba sen ne diyorsun” derler :)

Çocuklarımız hiçbir kötülükle karşılaşmasınlar , acı çekmesinler elbette ama hayal kırıklığına uğrayacakları için çocuklarımızın hayallerini yok etmeyelim. Bu onlar için daha büyük kötülük olur.. Hayal kırıklıkları da hayatın bir parçasıdır ve onlarla mücadele etmenin yolu da bu hayal kırıklıklarının yaşanmasıdır.  Onunla mücadele eden çocuk güçlü olur , yaşayarak deneyim kazanır ve karşısına gelebilecekler için hazırlıklı olur.  Hayaller onu istekli yapar ve “gönülden istemeyi” başardığında da hayallerine ulaşır eninde sonunda.

7.5 yaşındaki oğlum uyumadan önce benden “Başkan” olmamı ve “para” yı ortadan kaldırmamı istedi. Bütün kötülükler parayla ilgili oluyormuş çünkü .. “Bütün dünyayı değiştirmek gerekir ama ..” dedim “Öyle yap o zaman” dedi.. İşim çok zor , sen büyü de beraber bir şeyler bulalım, çözüm bulalım” dedim. “Tamam” dedi ve uykuya daldı..  

İşimiz zor .. Ama olmaz mı ? Belki bir gün J


Serem Özek 



13 Aralık 2011 Salı

Kitap Önerisi : Küçük Prens (Antoine de Saint-Exupery)


Biraz Büyümüş Çocuklara ve Hayallerini Kaybetmemiş Anne-Babalara Önerim 

KÜÇÜK PRENS

…………..
Dördüncü gezegen bir işadamınındı. Bu adam işine öylesine dalmıştı ki, Küçük Prens geldiğinde kafasını bile kaldırmadı.

“Merhaba” dedi Küçük Prens.
“Üç, iki daha beş eder. Beş, yedi daha, oniki. Oniki, üç daha , on beş. ….Yirmi altı, beş daha otuzbir. Of, demek, beş yüz bir milyon altı yüz yirmi iki bin yediyüz  otuzbir ediyor”

“Beşyüz milyon tane ne ?”

Hala burada mısın sen ? Beş yüz bir milyon … Ne bileyim .. İşim başımdan aşkın! Ciddi bir adamım ben, saçma sapan şeylerle vakit harcayamam! İki beş daha yedi ..”

Bir soru sordu muydu, peşini asla bırakmayan Küçük Prens “Beş yüz milyon tane ne ?” dedi yeniden.

İşadamı kurtulamayacağını anlamıştı. 
“Milyon tane.. Şu bazen gökte görülen küçük şeylerden,” dedi.
“Sinekler mi ?”
“Hayır değil, hani şu parlak küçük şeyler.”
“Arılar ?”
“Yok canım, hani şu boş gezen , insanları hayallere sürükleyen yaldızlı şeyler.” Tabi , ben ciddi bir adamım! Hayal kuracak zamanım yok benim.”
“Ha!Yıldızlar mı ?”
“Hah işte!” Yıldızlar.”
“Peki , ama , beş yüz milyon yıldızı ne yapıyorsun ?”
“Ne mi yapıyorum ?”
“Evet.”
“Hiçbir şey onların sahibiyim ben.”
“Yıldızların sahibi sensin ha ?”
“Evet”
“Peki ama yıldızlara sahip olmak ne işe yarıyor ?”
“Zengin olmama yarıyor.”
“Peki zengin olmak ne işe yarıyor ?”
“Eğer biri yeni yıldızlar bulacak olursa, onları satın almama.”
“Peki onları ne yapıyorsun ?”
“Onları yönetiyorum. Onları sayıyorum, sonra bir daha sayıyorum,” dedi işadamı. “Zahmetli bir iş. Ama, ben ciddi bir adamım!”
Küçük prens hala tatmin olmamıştı.
“Bir atkım olsa benim, boynumda dolayıp götürebilirim. Bir çiçeğim olsa, koparıp götürebilirim. Ama sen yıldızları koparamazsın ki!”
“Yıldızlarımın sayısını küçük bir kağıt üzerine yazıp, bu küçük kağıdı da bir çekmeceye kitlerim”
“Hepsi , bu mu ?”
“Daha ne olsun ?”

Küçük prens “Eğlenceli” diye düşündü. “Kulağa da ahenkli geliyor. Ama ciddiye alınacak gibi değil.”

“Benim her gün suladığım bir çiçeğim var” dedi Ayrıca her hafta temizlediğim üç volkanım. Sönmüş volkanı da temizliyorum,  çünkü ne olur ne olmaz.  Bu yaptıklarım, volkanlarımın işine yarıyor, çiçeğimin de .. Ama sen yıldızların işine yaramıyorsun…”

İşadamı ağzını açtı , ama diyecek bir söz bulamadı. Küçük prens de başını alıp gitti. Yoluna devam ederken “ Şu büyükler kesinlikle tuhaf oluyorlar.” dedi kendi kendine.

KÜÇÜK PRENS
ANTOINE DE SAINT_EXUPERY


25 Kasım 2011 Cuma

Çocuk Mu İş Mi ? Kararı Mutlulugunuz Belirlesin ..

İnsanlar ne kadar çok sever kendi değer yargılarıyla başkalarını yargılamayı.. Kendisi çocuklarını tek başına büyüttüğü için çocuğunu bakıcıya bırakan, evinin temizliğini çocuklarının bakımını başkasına bırakan kadınların annelik, kadınlık yapmadığını söylemek ne kolaydır  bazıları için. Bazıları içinse evde olmak tembelliktir.

İkisininde zor , ikisinin de güzel yanları vardır ;


  • Bütün gece defalarca uyandıktan sonra  hiç uyumamıştan bile daha kötü durumda işine gider çalışan kadın.
  • Tüm gününü çocuğun yemeği, temizliği, uykusu, oyun ihtiyacı , yemek, ütü vb bitmek bilmeyen ev işleriyle geçirip sonra da “bütün gün evdeydin dinlenmişsindir” muamelesi görür evdeki kadın..
  • O kadar fiziksel yorgunluğun , uykusuzluğun üstüne işine gittiğinde iş arkadaşlarıyla sohbet edip ev ve çocuk dışında bir dünyanın da varlığını görebildiği için kendini iyi hisseder çalışan kadın..
  • Ne kadar yorulsa da akşam çocuğunu uyuttuktan sonra kendine bir yorgunluk kahvesi yapıp sanıldığının tersine  o gün “ilk” defa otururken “olsun , onlara değer” diye düşünüp mutlu olur evdeki kadın.
  • Gün içindeki yoğun iş temposunun sonunda eve gidip çocuğuyla zaman geçireceğini hayal ederken aniden çıkan bir iş yemeği, toplantı ile yıkılır çalışan kadın, her gün erken uyumasını beklerken o gün eve gittiğinde çocuğunun uyumamış olmasını diler .
  • Tüm gün çocuğunun beklentilerini karşılarken kendini “yok” hisseder evdeki kadın..
  • Çok yorgun bir günün ardından en azından ertesi gün bir ara uyuma, dinlenme ihtimali vardır evdeki kadının , o ihtimal ona güç verir ,  iyi hissettirir .
  • Bütün gün çocuk ve evle ilgilenen kadın ,  kendine zaman ayırmayı  düşünemeyen evdeki kadın, çocuklarıyla oynarken oyunda değildir çoğu zaman ve bunu en çok da çocuk hisseder.
  • Gün boyu çalışıp çocuklarına özlem duyan kadın eve geldiğinde belki zaman olarak az ilgilenir çocuğuyla ama tam ilgilenir, çocuğuyla oynarken , bütün kalbi, aklı, ruhuyla oyundadır ve o az da olsa geçirilen zaman her ikisi için de öyle anlamlı , öyle yoğun ve doludur ki..
Peki çocuğunuz doğdu , Çalışmalı mıyım , Çocuğumu kendim mi büyütmeliyim ? Nasıl karar vereceksiniz ?

İşte bu konuda yapılacak şey bellidir , kararı MUTLULUĞUNUZ belirleyecektir , çünkü siz hangi seçimi yaparsanız yapın yaptığınız seçimle mutlu olduğunuz sürece , çocuğunuz bunu hissedecektir ve o da öyle mutlu olacaktır.

Siz mutlu değilseniz bütün gün yanında olsanız da onu mutlu edemezsiniz.

Siz mutluysanız onun mutlu olması için günde birkaç saatiniz de yetecektir.

Ancak şunu bilmelisiniz ki ;

İster çocuk için işinizi bırakmış olun, ister çocuk doğurduğunuz için çalışmayı düşünmemiş olun , yaptığınız , yapacağınız iş ne olursa olsun ;

“Sadece para değildir çalışmak..”

  • Çalışmak nefes almaktır .
  • Çalışmak paslanmamaktır.
  • Çalışmak sizin gibi insanlarla bir arada olmaktır.
  • Çalışmak kendinize bakmak zorunda olmaktır :)
  • Çalışmak paylaşmaktır, üzüntülerinizin, sıkıntılarınızın içinde kalmaması demektir.
  • Çalışmak , çocugunuzun geleceğine katkıda bulunmaktır.
  • Çalışmak sizin gücünüzdür. Dünyanın her türlü hali vardır. Her zaman için için kendi ayaklarınız üzerinde durabilmeniz gerekir. 
Çocukların , annelerinin yanında olmaya ihtiyacı olan yıl sayısı sınırlı ve az ( ilk yıllar)  ama maddi manevi katkınıza ihtiyaç duyacağı zaman ise neredeyse tüm yaşamı boyuncadır J

Çalışan kadınlar , unutmamalısınız ki ;

Bu dünyaya bir çocuk getirdiyseniz , onu en iyi şekilde büyütmelisiniz, elbette kendinizi ve mutluluğunuzu hiçe saymadan..

“Bu dünyanın tek bir çocuğun bile ışığına çok ihtiyacı vardır "

İş ve özel hayat dengenizi kuramayacaksanız, eğer çocuğunuzla geçireceğiniz birkaç saati bile ondan esirgeyecekseniz , sadece işinizle geçirdiğiniz bir hayatın ilerlemiş bir anında geri dönüp baktığınızda çocuğunuzla yaşadığınız anılar işle ilgili anılarınızın üstüne geçemiyorsa , geri dönüşü olmayan bir pişmanlık duyabilirsiniz .

Süresi değil ama onlarla geçen anlar öyle değerli ki, ve o kadar çabuk büyüyorlar ki , o anları dünyasal hırslar yüzünden atlamayın asla..

Kolay mı bu dengeyi sağlamak  ? Hiç değil ama isterseniz yaparsınız , sadece KENDİNİZE İNANIN yeter.








24 Kasım 2011 Perşembe

Çocuğunuzla Beraber Yapabileceğiniz Bir Tarif : Muzlu Ekmek

MUZLU EKMEK

İşte çocuğunuzla beraber yapabileceğiniz , çocuklarınızın en çok seveceği ekmeklerden biri haline gelecek tariflerden biri

Malzemeler

*       2 yumurta
*       1 ¾ bardak elenmiş un (2 bardaktan biraz az)
*       2 çay kaşığı kabartma tozu ve ¼ çay kaşığı karbonat
*       ½ çay kaşığı tuz
*       1/3 bardak ayçiçek yağı
*       2/3 bardak şeker
*       1 bardak ezilmiş muz (yaklaşık 3 orta boy muz)
İhtiyaç Duyulacak Araç & Gereçler
*       Fırın (büyük yardımı ile kullanılması gerekiyor)
*       Ölçmek için bardak  ve kaşık
*       Mikser
*       Elek (unu elemek için)
*       Spatula
*       Karıştırma kabı
Yapılacaklar
1.    Fırını önceden 180° C ısıtın.
2.    Karıştırma kabında  önce yumurtaları çırpın. Üzerine unu eleyin, kabartma tozu , karbonat ve tuzu koyun ve çok iyi karıştırın.
3.    Büyük bir kaba ayçiçek yağını koyun, az az şekeri ekleyin ve iyice karıştırın. Diğer kaptaki unlu karışımın bir kısmını yağ ve şeker karışımının içine koyun , çırpın. Ezilmiş muzların bir kısmını koyun ve karıştırmaya devam edin. Herşey çok iyi karışıncaya kadar biraz unlu karışım, biraz muz, sonar yine un, yine muz ekleyin .
4.    Fırın kabına koyun , fırında 60-70 dakika pişirin.
5.    Biraz soğumasını bekleyerek servis yapın.
Afiyet olsun..

1 Kasım 2011 Salı

Çocuklarda Yeme(me) Sorunları & Kendinizin ve Hayatın Gerçekleri


Yemek yeme konusu son zamanlarda o kadar çok karşımıza çıkıyor ki , çocuğu yiyen anneler bile nazar değmesin diye "benimki de yemiyor" demeye başladı. Hangisi gerçek hangisi değil ayırdetmek zor ama yine de bu yeme(me) konusunun zamane çocukları için bir sorun olduğunu söyleyebiliriz.   

Çocuğun az yemesi  ve yememesi ile ilgili anne babalardan gelen şikayetleri ve buna karşılık verilen cevapları burada sıralamayacağım, bunları birçok yerde bulabilir ya da duyabilirsiniz. Fiziksel  ve psikolojik sebeplere dayalı iştahsızlık problemlerini de tamamen  bu yazının kapsamı dışında tutuyorum. Bu konularda mutlaka konunun uzmanlarına danışmalısınız.
Burada yazacaklarım  kişisel görüş ve önerilerimdir ve tamamen tecrübeye dayalıdır . Ben, bu sorunları ilk çocukta yaşamış hala yaşayan, ikincisinde yaşamamış, yaşamamaya çalışan biri olarak - konuyabiraz daha farklı bir açıdan, hayatın içinden bakmak ve bilimsel gerçekleri ve uzman görüşlerini asla reddetmeyecek şekilde ancak belki bazı durumlarda uzman görüşlerinin aksini savunarak , size farklı bir bakış açısı kazandırmak ve böylelikle bir ölçüde hayatınızı kolaylaştırmak istiyorum.
"Üzgünüm bu konuda yorum yapamam.."
Türk halkı olarak her konuda yorum yapmayı çok severiz. Bir arkadaşım anlatmıştı , tanıdığı biri Londra’ya gitmiş ve taksiye binmiş.  Her Türk vatandaşı gibi oturur oturmaz taksi şoförüne sormuş - İngilizce olarak  tabi – “Nasıl gidiyor memleket işleri ? “  diye. İyi giyimli taksi  şoförü cevap vermiş  “ Politika ne yazık ki bilmediğim bir konu , size yardımcı olamayacağım, üzgünüm ”  Bizde asla yaşanmayacak bir durum olsa gerek J
Konu çocuk yetiştirmek olunca herkes "profesör"dür ..
Halk olarak her konuda uzmanızdır  – özellikle de hiç yapmamış olsak bile  inşaat, dekorasyon, sağlık, pazarlama .... gibi konularda . İş çocuk yetiştirmeye gelince zaten herkes profesördür.  Ne de olsa  herkes çocuğunu herkesten daha iyi yetiştirmiştir ve onun çocuğu tamamen sorunsuz büyümüştür   J hele anne-baba olarak anneanne-babaanne- dedelerle bu konuda uzlaşmak mümkün bile değildir ,  denemelerde gelecek cevap hazırdır  “Bak biz sizi öyle yetiştirdik , kötü mü oldu  ?” Öyle yetiştirmeyip diğer türlü yetiştirseydi nasıl olurdu asla kimse bilemeyecektir nasılsa J
Bir sabah kahvaltısı anısı
Arada sırada olanlara şöyle bir dışarıdan bakmak lazım belkide. Bir sabah okula gitmek için hazırladığım oğlumu evden aç çıkmaması için bir şeyler yedirmeye çalışıyordum ama o da klasik olarak yemek istemiyordu, sabah kalktıktan hemen sonra yemeyi sevmez çünkü. Ama anneyim ya ,   yemesi lazım!
Aynı anda masadan gelen hatta masa sonrası kapıya çıkış aşamasına kadar olan trajikomik diyalogumuzu gözünüzde canlandırmaya çalışayım .
  • Baba  “Yemesin zorlama, okuldaki yiyeceği yer”
  • Ben “Olur mu, peynirli bir şey çıkar yemez şimdi”
  • Anneanne elinde salatalık , domatesle kapıya doğru ilerler, bir lokma daha yesin yeterki  .
  • Uzun süredir bizimle olduğu ve sevdiğimiz için bizden biri gibi olan yardımcımız  "Çocuk bu , daha ne kadar yiyecek”
Çocuk ne yapsın ? Bu olaydaki “n” yanlışı bulabilir misiniz ?
Not. Ben gayet eğitimli, bilinçli, çok aşırı korumacı olmayan bir anneyim bu arada. İlk çocuğum da her zaman ince hep 1-2 kilo eksiği olan, her hastalandığında en son aldığı 1-2 kiloyu 3 günde vere, ama her az yediği dönemde endişelenip doktora gittiğimde “gayet sağlıklı bir çocuk bu, üstelik boyu yaşıtlarına göre çok daha uzun” yorumunu aldığım bir çocuk bu arada.  
Aslında ne yapılması , ne yapılmaması gerektiğini bilmiyor değiliz de ..uygulayabilmek apayrı bir şey. Ve bir de kendimizin ve hayatın gerçekleri var ki , bu da durumu biraz zorlaştırıyor ama bunları kabul ettiğimizde hayatımız biraz daha kolaylaşacak belki de.
 Doğru Zannedilen Yanlışlar
1.   Acıkan çocuk eninde sonunda mutlaka yemek yer.  Kesinlikle hayır. Kendi çocuğumdan ve çevremden biliyorum , iştahsız çocuk çok uzun süre yemeden durabiliyor .
2.   Acıkan çocuğun öğün atladığında bir sonraki öğün yiyebilmesi için arada geçecek sürede abur cuburdan uzak tutulması gerekir. Gerekir elbette ama çocuğunuzu eğer kavanozda yetiştirmiyorsanız bunun uygulanması asla mümkün değildir. İstediğiniz kadar eve abur cubur almayın ve vermeyin, o ne yapar eder mutlaka bir arkadaşından, evin bir köşesinden o an için açlığını giderecek bir şeyler bulur.
3.   Çocuk iştahsızsa ve fiziksel problemi varsa kesin psikolojik sebepleri vardır.
Kesinlikle katılmıyorum.
Gerçekler  
1.   Her çocuk hem yapısı hem de iştah durumu çok farklıdır. Anne-babalar da aynı şekilde . Hatta yemek konusunda yaklaşım açısından anne ve baba kendi aralarında bile aynı değildir.
2.   Yeme / yememe sorunu Türk ailelerine ve Türk çocuklarına ait özel bir durumdur nedense.
3.   Yemeyen, yemek istemeyen çocuk asla yemez. Belki çeşitli hokkabazlıklar yaparak ona bir şekilde yedirmeyi  başarabilirsiniz. İştahlı çocuk ise her ortamda her fırsatta yer , iştahsız bir çocuğu (yine fiziksel ve psikolojik nedenlere bağlı değilse) iştahlı bir çocuğa dönüştürme olasılığınız çok azdır . Çevrenizde bunu başaran varsa içten kutluyoruz. Bu sadece büyüdükçe kendi istekleri ile olur .
4.   Eğer siz yemeyen çocuğunuzun ya da sadece siz yedirdiğinizde yiyen çocuğunuzun yemesi için ne yapmanız gerektiği ile ilgili uzman görüşü alma noktasındaysanız , moral bozmak istemem ama – zaten biraz geç kalmışsınızdır. Çünkü bu aşamada muhtemelen yapılması gerekenleri   zaten yapmamışsınızdır –  ve işte bu yüzden de bundan sonra yapmanız daha da zordur. Dolayısıyla bu bilgileri henüz bebekken öğrenmelisiniz ki  bu konuda önce kendinizi eğitebilir ve o büyüdükçe daha bilinçli , kararlı davranabilir , en azından yemek yeme/yememe konusunun sorun haline gelmesini önleyebilirsiniz.  Ya da benim gibi ikinci çocuğunuzda uygulamaya koyabilirsiniz ya da daha bebekken yeme sorunu yaşadığını söyleyen yeni anne-babalara iletebilirsiniz.
5.   Eğer hasta olduğunda, yemediğinde , az yediğinde yapılmaması gereken şeyleri yaptıysanız  yanlış olduğunu bile bile – ki itiraf ediyorum ben hepsini yaptım  – sizin doğanız onun az yemesine , bir öğün bile aç kalmasına dayanamıyor  demektir. Siz yedirdiğinizde iyi yediğini,  kendisine bırakırsanız az yiyeceğini düşünüyor,  sağlıksız olmadığı halde 1-2 kilo daha alsın diye çaba harcıyorsanız – söylenen kuralları ve aslında ideal olduğunu düşündüğünüz disiplini uygulamaya çalışmanız , kendi gerçeğinizle kendi doğanızla mücadele etmek demektir ve 1-2 denemeden sonra başaramayacağınızı düşünerek daha çok moraliniz bozulacaktır.
 Umutsuzluğa kapılmayın.. Peki bu durumda ne yapmalı ?
·    Çocuğunuzu ve kendinizi tanıyın, çok iştahlı bir çocuk değilse  önce bunu kabullenin, onun doğasıyla da kendi doğanızla da mücadele etmeyin.
·    Mümkün olduğunca yemek yeme / yememe konusunu sorun olmaktan çıkarın, hiç konu bile etmemeye çalışın , özellikle çocuğunuzun yanında.  Eğer kuralları uygulamak konusunda çok katı ve disiplinli bir yapınız yoksa, siz yedirdiğinizde sağlıklı şeyler yiyecekse siz yedirin, gerekiyorsa tv karşısında ve bunu ise asla konu etmeyin
·    Yemekleri mümkünse tüm aile bireylerinin masada olacağı sohbet ortamı haline getirmeye çalışın. Bundan vazgeçmeyin , uzun süre gelmek istemese bile.
·    Menüleri ve sunuluşunu mümkün olduğunca çeşitlendirin ve eğlenceli hale getirin. Bu konuda asla pes etmeyin, her gün ya da her hafta “bunu sever ” diye özenerek yaptığınız yeni bir tarifin tadına bile bakmak istemezse dahi .
·    Yese de yemesede masada sağlıklı yiyecekler , sebze, salata bulundurun. İlerisi için aklında mutlaka yer edinecektir.                                                                                          
·    Yemek seçimi konusunda asla önyargılı olmayın ve önyargılı konuşmayın , “ Onu asla yemez” gibi, özellikle de çocuğunuzun yanında . Yemesi gereken bir gıdanın farklı formlarını deneyin ve asla pes etmeyin. Örnek olarak küçükken tavuğu çok seven oğlum bir dönem hiç tavuk yemek istemedi , bir dönem sadece şinitzel yedi , sonra onu da bıraktı ve şimdi evde yaptığım tavuk şişi severek yiyor ama başka hiçbir çeşit tavuk yemiyor..
·    En yakınlarınızın bile yorumlarına “Neden yemiyor? “ “Çok zayıf “ “Biraz kilo alsa” “Yine yemedi” gibi ..  kulağınızı tıkayın , eğer çocuğunuzun boy ve kilosu doktorunuzun kontrolünde sağlıklı gidiyorsa.
·    Bu konuda asla başka çocuklarla, özellikle de kardeşleriyle  kıyaslamayın.
·    Spor yapmaya özendirin, hem disiplin hem de iştahı konusunda çoğunlukla yardımı olacaktır.

Ve unutmayın ki
·    Çocuk için sağlık eşittir çok kilolu olmak değildir .
·    Önemli olan ne kadar kalori aldığı değil bu kaloriyi nasıl, hangi besinlerden aldığıdır.
·    Çocukken çok zayıf olan bir çocuğun gençlik döneminde ya da yetişkin olduğunda da hala bu sorunla yaşadığı durumuna hemen hemen hiç rastlanmaz. Ama çocuk yaşta başlayan obezite eğer kontrol edilemezse ileriki yıllarda da sorun olmaya devam edecektir .
Tüm çocuklarımızın sağlıklı olması dileğiyle ..

31 Ekim 2011 Pazartesi

Mutluluk Listesi

Çocuk deyince aklımıza umut, cıvıl cıvıl, enerjik, anlık sevinçler ve üzüntüler yaşayan çoşkulu bir varlık gelir. Ama hepimiz gibi onların da kendini iyi hissettiği ve hissetmediği günler olabilir. Bunu söylemiyor olabilir ama aile ve yakın çevre dikkat ederlerse mutsuzluk durumunu anlayabilirler.

Çocuklarda mutsuzluğun ifadesi, davranışlarladır. Hiç bir şeyden mutlu olmama,sürekli yakınma,az gülüp sebepsiz ağlama,oyunları sürdürememe ve arkadaşlarıyla geçinememe çocukların mutsuzluklarını gösterme davranışlarıdır. İlköğretim çağında ki çocuklar ise hem davranışları hem de sözel olarak mutsuzluk ifade edebilirler.

İşte size onun mutsuz olmasını beklemeden , mutluluğuna katkıda bulunacağınız bir aktivite önerisi :

Gerekli Malzemeler : Kalem , Kağıt ve eğer çocuk henüz yazamadığı bir yaştaysa ; bir yetişkin J

Çocuğunuzdan bir gün önce ya da son bir hafta içinde yaşadığı onu mutlu eden 5 şeyi (olay, insan, duygu vb) yazmasını isteyin. Yazı yazmayı henüz bilmiyorsa o söylesin siz yazın. Sonra beraber okuyun. Her gün ya da her hafta sonu kendini iyi hissettiren şeyleri yazsın, kısaca ne olduğunu ve ne hissettiğini. Eğer zamanı varsa bunun için en uygun zaman yatmadan öncedir. Bu yazdıklarını saklayın çünkü bu onun "Mutluluk Listesi” dir ve kendini iyi hissetmediğini düşündüğünüz her an çıkarıp beraber okuyabilirsiniz. Böylece sadece şimdi değil her zaman için, iyi şeyleri hatırlayıp kötüleri zihninden çıkarma konusunda pratik yapmasını sağlamış olursunuz.

İleride ise kaç yaşında olursa olsun bakıp güleceği değerli bir hatıra yaratmış olursunuz.
 

Tüm çocukların her zaman mutlu olması dileğiyle..

Çocuğunuza Her Gün Söylenecek 10 Söz

Çocuğunuza güven ve öz saygı kazandırmak için kullanabileceğiniz 10 söz ;
  1. Teşekkür ederim. Çocuğunuzun size veya başkasına yardım çabasının farkında olduğunuzu anlaması çok önemlidir.  Örneğin “Masayı hazırladığın için çok teşekkür ederim. Sen onu hazırlarken ben de salata yapabildim.” Ya da “Kaybettiğim çorabı bulmamda bana yardımcı olduğun için teşekkür ederim” diyebilirsiniz.
  2. Ya Sonra Ne Oldu ?  / Bana biraz daha bundan bahsetsene Bu gibi sözler çocuğunuzu dinlediğinizi ve aklındakileri , anlatacaklarını daha çok dinlemek istediğinizi gösterir. Karşılıklı konuşmaya cesaret verir, güzel bir sohbet ve yararlı iletişim  imkanı yaratır. Her konuşmada anne babasından yargılayıcı sözler veya nasihat duyması çocuğun  konuşma isteğini azaltacaktır.
  3. Yapabilirsin. Çocuğunuza inandığınızın ifade etmenizin, çocuğunuzun bir çok  konuyu yardımsız yapma yeteneğini  geliştirmesi açısından çok önemlidir. Çocuğunuz büyüyünce zor bir görevi yapmak için mücadele etmesi veya hemen vazgeçmesi konusunda , çok küçük yaşlarda bile gösterdiğiniz bu tutumunuz önemli bir fark yaratacaktır.  
  4. Nasıl Yardımcı Olabilirim ? Çocuğunuz çok zor bir görevi yerine getirdiğinde ya da kendi başına başa çıkamayacağı bir durumla karşılaştığında , ihtiyacı olduğunda sizin ona yardıma hazır olacağınızı hissetmelidir.Örneğin  “Sanırım, artık bu kitabı kendin okuyabilirsin, yeni bir kelime çıkarsa bana sorabilirsin” gibi.. Çocuğunuz büyüdükçe ve okulda projeler yapmaya başladığında , bu projeleri bitirmek için gereken aşamaları düşünmesi için onu teşvik edebilir, hangi aşamaları kendi başına yapabileceği hangileri için yardımınıza ihtiyacı olacağını da beraber belirleyebilirsiniz.
  5. Hadi beraber yapalım. Başkalarıyla işbirliği yapmanın ve takım çalışmasının bir işi daha kolay ve daha hızlı yapmasını sağlayacağını ve çoğunlukla da daha eğlenceli olacağını öğrenmek, bir çocuk için  hiç bir zaman erken değildir. “Hadi beraber biraz evi toplayalım ki sonra da mutfağa girip kurabiye yapabiliriz” "Hadi mutfağı toplayalım , sevdiğimiz filmi kaçırmayalım” Üstelik,  özellikle ev aktiviteleri aile içinde eğlenceli ritüellere dönüştürülebilirse çocuğun hayatında da güzel anılar bırakacaktır.
  6. Sarılalmaya ne dersin ? Çocuğunuza sevdiğinizi sadece söylemeyin, gösterin ona . Araştırmalar ailesinin sevgisiyle , sevgi dokunuşları ile büyümüş çocukların daha az başarısızlıkla karşılaşacağını göstermektedir. Çocukların bazıları kucağa alınmaktan hoşlanır, bazıları sarılmayı sever, bazıları da anne babasının omzuna çıkmayı :) Çocuğunuz hangi yaşta nasıl sevilmekten hoşlanıyorsa onun  farkında olup sevginizi o şekilde gösterebilirsiniz.
  7. Lütfen. Yıllardır bu söz artık bir klasik haline gelmiştir. Birisinden bir şey isteyeceğimiz zaman bu sihirli kelimeyi söyleriz , buna çocuklar da dahil olmalıdır . Çünkü bu kelime karşısından isteyeceğiniz neyse onun size yararı olacağını ve/veya sizi mutlu edeceğini en güzel ve en basit şekilde ifade eder. (Not. İstediğiniz şey yapıldığında da teşekkür etmeyi unutmamalısınız.)
  8. İyi İş ! Çok iyi iş başardın. Kendine güven ve kendine saygı  duyma duygusu, çocuğunuzun çabası ve performansı takdir edilirse/ ödüllendirilirse gelişir. Mümkün olduğunca onu övün ama bu övgünün içten ve spesifik olduğuna emin olun. Çocuğunuzun çabasına ve bu konuda gösterdiği gelişime odaklanın , güçlü yönlerini farkedin . Böylece bu yönlerini överek onun da bu yönlerini fark etmesini sağlayabilirsiniz.
  9. Şimdi ……. Zamanı "Şimdi yatağa gitme zamanı," or "Şimdi ödev yapma zamanı ," "Şimdi televizyonu kapatma zamanı " Çocuklar bu karmaşık ve bir çok şey yapabilecekleri bir dünyada yaşarken günlük yaşantılarında yönlendirilmeye ihtiyaç duyarlar . Onlara aktivitelerini ve zamanlarını nasıl geçirecekleri konusunda yardımcı olması  gereken Anne-Baba’dır. Herzaman için hatırlanmalıdır ki, çocuklar rutini sever ve huzurlu hissederler özellikle de yemek ve uyku saatlerinin belirli olması konusunda.
  10. Seni seviyorum Büyük küçük herkesin sevgiye, kabul görmeye ve aidiyet duygularına ihtiyacı vardır. Çocuğumuza onu sevdiğimizi söylemeden bunları hissetmelerini beklememeliyiz. Çocuğun , onu sevdiğinizi bilmesi, duyması, sadece bu yaşları için değil daha sonraki  yaşları için de çok önemlidir.

Çocuklarınızla bol bol iletişim içinde olacağınız , güzel sohbetler yapabileceğiniz  mutlu günler dileğiyle ..